Hakkımızda
Üyeler
Ürünler
Dökümanlar
Fuarlar
Haberler
Güncel
Dergi

Haberler

Odamız 20. Olağan Genel Kurulu yapıldı
2005-12-23

Kıbrıs Türk Sanayi Odası’nın (KIBSO) 20. Olağan Genel Kurulu 17 Ağustos cumartesi öğleden sonra Ticaret Odası Mustafa Çağatay Konferans Salonu’nda yapıldı.


Genel kurula Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel, BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı, TC Yardım Heyeti yetkilileri, ABD Lefkoşa Büyükelçiliği Ticari Ataşesi Michael Dixon, dernek, kurum ve kuruluşlardan üst düzey yetkililer ve üyeler katıldı.

Genel kurulda divan başkanlığına Mehmet Küçük, sekreterliklere ise Mustafa Alp ve Evren Özbayraktar getirildi. Divan Başkanı Küçük, kısa konuşmasında oda yönetimine başarılı faaliyetlerden dolayı teşekkür etti. Ardından konuşmalara geçildi ve sırasıyla Oda Başkanı Salih Tunar, KTTO Başkanı Erdil Nami, BDH Genel Sekreteri Çakıcı, Bakan Deniz ve Başbakan Soyer konuştu. Yarım saat geç başlayan genel kuruldaki konuşmalar yaklaşık 2 saat sürdü. Konuşmaların ardından Faaliyet Raporu ve Mali Rapor ayrı ayrı sunuldu ve oylandı. Oda murakıbının tayininden sonra KIBSO binası için “Yardım Özel Kararnamesi” görüşüldü ve onaylandı. Seçimsiz olan genel kurul dilek ve temennilerin ardından sona erdi. Odanın seçimli genel kurulu geçtiğimiz yıl yapılmıştı.

Genel kurulda ilk konuşmayı yapan Sanayi Odası Başkanı Tunar, Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzüğü’nün yürürlüğe konulmamış olmasının Kıbrıslı Türklerin AB kurumlarına güvenini sarstığını belirterek, Kıbrıslı Türkleri temsil etmeyen “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin de tüm AB kurumlarını rehin almasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin AB müzakerelerinin başladığını anımsatan Tunar, Türkiye’nin Gümrük Birliği’ni genişlettiğini, ancak sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” bandıralı gemilere limanlarını açmadığını belirterek, bunun için tüm kısıtlamaların karşılıklı kaldırılması şartının getirildiğini söyledi.

KIBSO olarak 2006 yılını Brüksel’de ve AB merkezlerinde her platformda Kıbrıs meselesini anlatma, izolasyonların kaldırılması, serbest ticaret ortamının sağlanması, ekonominin dışa açılması için lobi çalışmaları yapma yılı ilan ettiklerini anlatan Tunar, dışa açılma hedeflerinin sadece AB ile sınırlı kalmayacağını, başta Türkiye ve Ortadoğu ülkeleriyle Rusya Federasyonu ve tüm dünya ülkelerine mal ve hizmet ihracı önündeki her türlü engelin kaldırılmasına çalışacaklarını belirtti.

Bu bağlamda ilk olarak 23-26 Ocak tarihlerinde Brüksel’de TOBB binasında TOBB desteğiyle Kıbrıs El Sanatları Sergisi açmaya karar verdiklerini ifade eden Tunar, amaçlarının el sanatlarını tanıtırken, Kıbrıs konusunu bir kez daha gündeme getirerek tüzükler konusunda çalışma yapmak olduğunu söyledi.

Tunar, son iki yılın ekonomik gelişmelerini anlatarak, bu gelişmelerle inşaat, turizm ve sanayi sektöründe gelişmeler yaşandığını kaydetti.

Fert başına milli gelirin yükseldiğini ancak ekonominin gelişmesinin önünde engeller de bulunduğunu belirten Tunar, bunlar hakkında bilgi aktardı. Hükümetin ekonomiyle ilgili, AB mevzuatıyla uyumlaştırma, kamu reformu gibi birçok yasanın hazırlanıp yasalaşması sürecine girdiğini, bunun ekonomi için olumlu sinyaller olduğunu kaydetti.

Tunar, kamunun çok yavaş çalışması ve bazı yasal düzenlemelerin bir bütün olarak ele alınmamasıyla ilgili eleştirilerde de bulunarak, vergi uygulamalarıyla ilgili düşüncelerini anlattı. Tunar, ülkede üretim teşvik edileceğine sanki ithalat teşvik edilir gibi bir durum yaratıldığını, sanayicinin birikmiş KDV alacaklarının ödenmesinin geciktiğini ifade etti.

Üreticilerin, peynirden çimentoya kadar birçok üründe ithalatta haksız uygulamalarla, dampingle karşı karşıya kaldığını ifade eden Tunar, haksız rekabete karşı tedbir alınamadığını ifade etti.

Ülke sorunlarıyla ilgili açıklamalarda da bulunan Tunar, sorunların aşılmaz olmadığına da dikkati çekti. Tunar, sorunların çözüme ulaşmasının sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin sağlanması ve popülist politikaların terk edilmesinin adada var olmanın temel şartı olduğunu kaydetti.

Tunar konuşmasının sonunda odanın bir yıllık faaliyetini özetledi.
KTTO Başkanı Nami ise, seçildikten sonra ilk icraatlardan birinin Sanayi Odası ile protokol imzalamak olduğunu kaydederek, izolasyonların kaldırılması ve daha birçok konuda müşterek çalışmak için fikir birliğine vardıklarını kaydetti.

Brüksel ziyaretleriyle ilgili açıklamalarda da bulunan ve tüzüklerle ilgili bazı konuların yanlış yansıtıldığını ifade eden Nami, Mali Yardım ve Direkt Ticaret tüzükleri ayrılmasına rağmen, 259 milyon Euro’yu kaybetmeyip, bu paranın kullanılacağı alanlara ayrılan paraları başka yatırımlarda kullanabilmek için Oda olarak buna razı olduklarını, ancak orada karmaşık bir komplo ile karşı karşıya kaldıklarını anlattı.

“Ahlaksız teklif”

Nami, AB yetkililerinin kendilerine söz konusu miktarın kullandırılabilmesi için Türk tarafının Maraş’ın iadesi, Gazimağusa Limanı’nın ortak kullanımı ve kuzeydeki tüm Rum mallarına moratoryum konulmasını şart koştuğunu, bunun üzerine kendilerinin de başbakana dahi danışma gereği görmeden reddettiklerini söyledi.
Bunu kamuoyuna ilk kez açıkladığını söyleyen Nami, “Hangi Türk 259 milyon Euro için böyle bir şeyi kabul eder” dedi. AB yetkililerine “Bu 40 yılı aşkın süredir devam eden Kıbrıs meselesinin aslıdır. Bize bu parayı vereceksiniz diye bunu kabul edemeyiz. Bunu masaya da koymayın ilişkiler için iyi olmaz” dediklerini ve deklarasyonun geri çekildiğini anlattı. Nami, “Yapacağımız şey haklılığımızı ortaya koyarak ev ödevlerimizi yapmak” dedi.

BDH Genel Sekreteri Çakıcı ise hükümete yönelik sert eleştirilerde bulunduğu konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin “Çözüm ve AB” için meydanlara toplandığını anımsatarak, “İzolasyonlar kalkacak” nakaratının sürdüğünü, Direkt Ticaret ve Mali Yardım tüzükleriyle ilgili durumun ortada olduğunu belirtti. UBP-DP hükümeti stratejisinin de bugünkü hükümetin durumundan farklı olmadığını iddia eden Çakıcı, izolasyonların kalkmasına elbette taraf olduklarını ancak bunun yanında 24 Nisan iradesini de hayata geçirmek gerektiğini, AB ile ilgili uyum yasalarının geçmediğini ifade ederek, “Hani AB uyum yasaları hani AB ile ilgili düzenlemeler” dedi.
Rumlarla ilişkilere de değinen Çakıcı, cumhurbaşkanı ve başbakanın her gün “Papadopulos öyle kötü, böyle kötü” diye açıklamalar yaptıklarını, Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile aynı şeylerin söylendiğini belirtti.

Bostancı Kapısı’na, yol için uzlaşmaya varılmadan harekete geçen Türk tarafının 200 milyar TL’lik para attığını ancak “eski yol kullanılacak” denilince bu paranın havaya uçtuğunu ifade eden Çakıcı, Rumların kapı açmayı çok istediğini çünkü “Atilla Hattı” dedikleri sınırı delmek istedikleri görüşünü kaydetti. Lokmacı’daki çalışmalara işaret eden Çakıcı, “Köprü orada durunca o hattı açılmış kabul etmiyor. ‘Atilla Hattı delindi’ diyemeyeceği için” dedi.

Çakıcı, BDH’nın mülkiyet yasa tasarısına hayır demesinin gerekçelerini de açıklayarak, kendi gerekçelerinin “statükocuların” hayır gerekçelerinden farklı olduğunu savundu.

Çakıcı, çözüm anında “al-ver”in koz olacağını, Rumlara mal iade edilirken, Güney Kıbrıs’ın da Türklere haklarını geri vereceğini kaydetti ve Kıbrıs Türkü’nün 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kalan haklarına işaret etti. Çakıcı konuşmasının sonunda sanayicilerin korunmasını diledi.

Bakan Deniz ise konuşmasında, KIBSO ile çalışmalar yaptıklarını, birçok sorunun farkında olduklarını, hükümetin taviz vermeden bir reform hükümeti olarak görev yaptığını vurguladı.

Ekonomik gelişmelerin istikrarlı kararların da etkisiyle meydana geldiğini, ülkedeki yasaların global etki etmesi için bir dizi yasa çalışması yaptıklarını ifade eden Deniz, 32 yıldır bireysel yasalar yapıldığını ve ekonominin yapısının dışa bağımlı hale geldiğini kaydetti. Bu dönemde ne ticaret, ne turizm ne de ekonomi politikası bulunduğunu, kendilerinin bunların hepsini bütünlük içinde ele aldıklarını kaydeden Deniz, Rekabet Yasası ile ilgili açıklamalarda da bulunarak, düşünce olarak buna kimsenin hazır olmadığını, halk, sanayici ve işadamlarının, her kesimin bunu hazmetmesi gerektiğini vurguladı. Yasanın hazır olduğunu ve çok yakında tartışmaya açılacağını anlatan Deniz, böylece herkesin karşısında ne olduğunu anlayacağını kaydetti.

Türkiye’den etkilenmenin söz konusu bulunduğunu anlatan Deniz, “Rekabete hazır hale gelmemiz lazım. Anti-damping Yasası’nı haziran ayından önce hayata geçireceğiz” dedi.

Sadece hükümetin alacağı önlemlerin de yeterli olmayacağını kaydeden Deniz, tüm örgütlerin önlem alması gerektiğini kaydederek, kuruluşların yasal temelleri tamamlanmadan Turizm Örgütü Yasası yapıp da halkın önüne atılamayacağını, yasal temellerin oluşturulması gerektiğini, yasal temeli olmayan örgütün kurulamayacağını kaydetti.

Kredilendirme ve faizlendirme konularındaki sıkıntıları bildiğini, herkesin devlet bankalarına yığıldığını, söz konusu yasalar hayata geçince birçok sanayicinin Kalkınma Bankası’na adım atamayacağını, kalkınmada öncelikli bölgelerin öne çıkacağını belirten Deniz, devletteki yığılmayı dışarıya yöneltmek gerekeceğini ifade etti.

Kurumların kendi kendilerine çeki düzen vermeleri gerektiğini ifade eden Deniz, sanayicinin çok zor şartlarda bugünlere geldiğini, çünkü Rum tavrı sonucunda ambargolar ve dünyayla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Deniz, “Rum değil kaymak, bize kırıntıyı bile vermek istemiyor” diyerek, hükümetin hedefinin ortak ekonominin gelişmesi olduğunu ancak iki yıldır ellerinin havada kaldığını, Kıbrıs’ta ortak hükümet ve ortak ekonomiye ulaşılması için çalışmalarından taviz vermeyeceklerini, ancak her adımda kendilerini engellemeye çalışan Rum ile rekabetten de vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KIBSO 20. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada, AİHM’nin Mülkiyet Yasası’nı iç hukuk olarak kabul etmesi durumunda Kuzey Kıbrıs’taki malların değer kaybetmek bir yana daha da değerleneceğini vurguladı.

Soyer, 30 dakikayı aşan konuşmasında önemli açıklamalarda bulundu. Başbakan, konuşmasında Mülkiyet Yasa Tasarısı’na geniş yer ayırdı. Soyer, tasarının Kıbrıs Türk Halkının topraksız kalma ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçladığını vurguladı.

Çözümsüzlük koşullarında Kıbrıs Türk halkının Güney’de bıraktığı malları Rum idaresinin haksız yere gasp ettiğini, kamulaştırdığını ve değerini düşürmeye çalıştığını kaydeden Başbakan Soyer, bunun bir sorun olduğunu ancak hiçbir zaman terk edecekleri bir sorun olmadığını vurguladı.

Güneydeki “hakimiyetçi idarenin” sözde kamulaştırdığı Türk malları üzerinden tapu verdiğini ifade eden Soyer, kuzeydeki sessizlik nedeniyle bunun, konunun uluslararası mahkemelere taşınmasından sonra ortaya çıkan bir realite olduğunu belirtti. Bu olayın Güney’deki Kıbrıs Türk mallarına vurulan bir darbe olduğunu anlatan Başbakan Soyer, geçmiş idarelerin buna sessiz kalmasının Türk tarafı açısından sıkıntı yarattığını söyledi. Onların sessiz kalmasının bu malların ilelebet gaspı anlamına gelmediğini söyleyen Soyer, Aresti Davası’nı örnek göstererek Rum yönetiminin bu konudaki stratejileri hakkında bilgi verdi.

Aresti, Louzidou ve Orams davalarının Rumların sonuçlarını birbirine bağlayacağı stratejik hedefler olduğunu anlatan Soyer, bunlar arasında herkesin çok iyi bildiği Hurma Restaurant Davası olduğunu kaydetti.

Başbakan Soyer, Rumların görüşme masasına AİHM kararlarını getirerek iki bölgeliliği ortadan kaldırmayı hedeflediğini belirterek, Kıbrıs Türkü’nün “Barış ve Çözüm” için 55 bin kişinin göç etmesini göze alarak Annan Planı’na evet dediğine dikkat çekti. Soyer, amacın iki bölgelilik temelinde siyasi eşitliğe dayalı bir çözünme ulaşmak olduğunu, Kıbrıs Türkü’nün hala bu hedefin arkasında olduğunu kaydetti.

Rum Yönetimi Lideri Papadopulos’un “hayır” gerekçesini “devlet aldım toplum teslim etmem” diye açıkladığını ve iki bölgeliliği reddettiğini anımsatan Başbakan Soyer, Rum liderin politikasında bugün de değişen hiçbir şey bulunmadığının kaydetti.

Papadopulos’a eleştiriler yönelten Soyer, Kıbrıs Türkü’ne Kopenhag ve Lahey’i kaybettiren yanlış siyasetlerin yüzünden tek yanlı AB üyeliğini elde eden Rumların, Kıbrıs Türkü’nü siyasi eşitlikten mahrum etmek ve iki bölgeliliği ortadan kaldırmak için mahkemeler yolunu tercih ettiğini vurguladı.

Soyer, yaptıkları uzun çalışmaların ardından, Aresti Davası’na işaret ederek, AİHM’ nin KKTC’deki mal tazmin yasasında bazı düzenlemeler yapılırsa iç hukuk yolunun denenebileceğini karara bağladığını belirtti ve “Bunun gereklerini yerine getirme çalışması yaparsam bu pozisyonu sağlayabilirim” diye düşündüklerini anlattı.

Soyer, cumhurbaşkanı ve hükümet olarak Aresti Davası’nda AİHM’ nin aradığı noktaları, iki bölgeli bir siyasal çözümün özünü “hiçbir zaman zedelemeyecek” şekilde düzenlemeye gittiklerini kaydetti.

Avrupa Konseyi delegeler komitesinin Louzidou’ya evini iade kararını uygulatmak için toplandığını ancak bazı üyelerin, bakanlar kurulunun hazırladığı tasarının görüşüldüğünü belirterek bunun için iki ay süre istediğini vurgulayan Başbakan Soyer, bunun müthiş bir yeni durum olduğunu vurguladı.

Rumların esas noktasının iki bölgeliliği ortadan kaldırmak olduğunu yineleyen Soyer, bu çalışmayı yapmamaları durumunda esas o zaman Kıbrıs Türkü’nün mülkiyetsiz kalma ihtimali olacağını söyledi.

Referandum döneminde o zamanın Türkiye’deki Ecevit-Bahçeli hükümetine şükran sunanların bugün Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi yaptığını kaydeden Soyer, bunu siyasi varlığını Türkiye’ye borçlu olanların yaptığına dikkati çekti.

Annan Planı tartışmalarında “malların fiyatları” sıfırlanacak denildiğini ancak ne olduğunun görüldüğünü vurgulayan Başbakan Soyer, AİHM’nin çıkarttıkları yasayı iç hukuk olarak kabul etmesi halinde söz konusu mal değerlerinin çok daha fazla artacağını vurguladı.

Başbakan Soyer, dün “evet” diyen siyasi güçlerin bugün bu yasaya “hayır” demelerine işaret ederek “biçime karşıtlığın öze de karşıtlığı” getirdiğini yineledi.

Soyer, bu yasaya kararlılıkla devam edeceklerini, AİHM’ye götüreceklerini ve eğer eleştiri gelirse, iki bölgeliliği sarsmayacak şekilde yine değiştireceklerini söyledi.

Türkiye ile ortak siyasi çıkarları olduğunu vurgulayan Soyer, Türkiye ve Kıbrıs’ta bir kısım siyasi güçler, Türkiye ile KKTC’nin uluslararası kuruluşlarla sürekli kavga halinde olması yönünde ümitlilerse, onların ekmeklerine hiçbir zaman yağ sürmeyeceklerini ifade etti. Soyer, Türkiye’nin gelişmesinin, Kıbrıs Türk halkının siyasal ve toplumsal varlığının çözüm ve AB sürecinde olduğunu ve bundan gerilemeyeceklerini kaydetti.
İzolasyonların kalkmasının birleşmenin esas dinamiği olduğunu vurgulayan Soyer, izolasyonların kürselleşmeye de aykırı olduğunu kaydetti.

Güney Kıbrıs’a bir konteyner 100 dolara gelirken Kuzey Kıbrıs’a 300 dolara geldiğine işaret eden Soyer, KIBSO Başkanı Tunar’ın ulaşımda devlet desteği istediğini ve bu talebinde haklı olduğunu vurguladı.
Soyer, bu duruma yol açan Rum kesimini ve Gazimağusa Limanı’na gelen bir Yunan gemisine Yunanistan Mahkemesi’nce 5 milyon Euro ceza verilmesini sert dille eleştirdi.

Başbakan, mevcut şartlarda navlun fiyatlarını destekleyecek politikalar geliştirmeye mecbur olduklarını söyledi ve bugünkü durumun çağdaş değerlere sığmadığını belirterek Papadopulos’a konuyla ilgili sert eleştirilerde bulundu.

Bostancı sınır kapısıyla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Başbakan Soyer, konuyla ilgili aylar süren görüşmeler yaptıklarını, söz konusu güzergahın altyapısını hazırladıklarını ancak eskin yolun kullanılması yönünde “mülkiyet meselesi” ileri sürülerek ısrar edildiğini, kendilerinin de kabul ettiklerini belirtti.

İlk güzergahta ara bölgenin 400 metre, değiştirdikleri güzergahta ise bin 800 metre olduğunu kaydeden Soyer, BM’nin de kontrolü daha kolay olduğu için ilk güzergahı tercih ettiğini anlattı.

Askeri bölgenin Metehan’ın yanında da bulunduğunu, bölgeyi tel ayırdığını ancak kimsenin bunu konuşmadığını ifade eden Soyer, Ledra Palace’ın da benzeri durumu olduğunu, hiçbir problem de çıkmadığını, Bostancı’da kapının açılmasını bekleselerdi sürekli Rum Yönetimi’nin “Ben açmak isterim de Türkler istemez” diyeceğini, bu nedenle kendilerinin kapıyı tek taraflı açtıklarını kaydetti.

Soyer, bu kadar zamandan sonra şimdi “yol döküleceği” gerekçesiyle kendileriyle istişare etmeden Bostancı Kapısı’nın tek taraflı kapatıldığını kaydetti. Yolun iki aya yakın kapandığını, ancak bir kilometre 800 metrelik yolun asfaltının iki ayda döküleceğine dikkati çeken Soyer, “Papadopulos hiçbir kapıyı açmak istemiyor. Gerçek durum budur” dedi.

Soyer, bir gerçeğe daha dikkat çekerek, “Neden kapı şimdi kapatılıyor? Çünkü narenciye mevsimidir. Yeşil Hat Tüzüğü’nde narenciye ihracatının Bostancı Kapısı’ndan olmasına karar verilmişti. Bunu eleştirmeyecek misiniz, Papadopulos’un bununla ilgili tutumunu eleştirmeyecek misiniz... Onun yüzünü Kıbrıs Rum’una anlatmayacak mısınız” dedi. Soyer Papadopulos’un bu yaptıklarını eleştirmenin çözüme en büyük katkı olduğunu söyledi.
Soyer, KIBSO’nun Güney’deki fuara katılımını da anlatarak, kendilerinden izin istendiğinde “Ne izni, burası demokratik bir ülkedir soruya gerek yok” dediğini ancak KIBSO’nun düzenlediği fuara, uygulanan diktatörce baskı nedeniyle Güney’den hiçbir firmanın gelmediğine işaret etti.

Soyer, Cypri Cola firmasının yaşadığı bir olayı da anlatarak, Rumların ürünü beğendiğini, firmanın, kendilerine bile sorarak, etiketlerin Rumca olması da dahil birçok talebi ve değişikliği gerçekleştirdiğini, ancak Rumların son olarak “Cypri Cola” olmaz firma ismini de değiştirin talebiyle gelince satıştan vazgeçildiğini kaydetti.

Soyer, ISO’dan belge almış bir müessesenin ismini nasıl değiştirebileceğini sordu ve “İsmini değiştirirse özünü, varlığını, kendini kendi yapan temeli kaybeder. İşte biz siyasi eşitlik temelinde ortaklığa ve AB’ye bağlıyız” dedi. Soyer, Kopenhag ve Lahey’e işaret ederek Aziz Nesin’in “Biz başımıza gelenlerden korkmadığımız için korktuklarımız hep başımıza geldi” sözüyle konuşmasını tamamladı.

[ geri ]

KTSO © 2005 | Tüm Hakları Gizlidir
Designed by KIBRIS.NET
Adres : 126 Mehmet Akif Cad. Lefkoşa, KKTC Tel : +90 392 2287889 Faks : +90 392 2284595 E-mail : kibso@kibris.net