| Kıbrıs
Türk Sanayi Odası’nın (KIBSO) 20.
Olağan Genel Kurulu 17 Ağustos cumartesi
öğleden sonra Ticaret Odası Mustafa
Çağatay Konferans Salonu’nda yapıldı.
Genel kurula Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş
Kemal Deniz, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı
Müsteşarı Mehmet Başel, BDH Genel
Sekreteri Mehmet Çakıcı, TC Yardım
Heyeti yetkilileri, ABD Lefkoşa Büyükelçiliği
Ticari Ataşesi Michael Dixon, dernek,
kurum ve kuruluşlardan üst düzey yetkililer
ve üyeler katıldı.
Genel kurulda divan başkanlığına Mehmet
Küçük, sekreterliklere ise Mustafa
Alp ve Evren Özbayraktar getirildi.
Divan Başkanı Küçük, kısa konuşmasında
oda yönetimine başarılı faaliyetlerden
dolayı teşekkür etti. Ardından konuşmalara
geçildi ve sırasıyla Oda Başkanı Salih
Tunar, KTTO Başkanı Erdil Nami, BDH
Genel Sekreteri Çakıcı, Bakan Deniz
ve Başbakan Soyer konuştu. Yarım saat
geç başlayan genel kuruldaki konuşmalar
yaklaşık 2 saat sürdü. Konuşmaların
ardından Faaliyet Raporu ve Mali Rapor
ayrı ayrı sunuldu ve oylandı. Oda
murakıbının tayininden sonra KIBSO
binası için “Yardım Özel Kararnamesi”
görüşüldü ve onaylandı. Seçimsiz olan
genel kurul dilek ve temennilerin
ardından sona erdi. Odanın seçimli
genel kurulu geçtiğimiz yıl yapılmıştı.
Genel kurulda ilk konuşmayı yapan
Sanayi Odası Başkanı Tunar, Mali Yardım
ve Direkt Ticaret Tüzüğü’nün yürürlüğe
konulmamış olmasının Kıbrıslı Türklerin
AB kurumlarına güvenini sarstığını
belirterek, Kıbrıslı Türkleri temsil
etmeyen “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin de
tüm AB kurumlarını rehin almasının
kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin AB müzakerelerinin başladığını
anımsatan Tunar, Türkiye’nin Gümrük
Birliği’ni genişlettiğini, ancak sözde
“Kıbrıs Cumhuriyeti” bandıralı gemilere
limanlarını açmadığını belirterek,
bunun için tüm kısıtlamaların karşılıklı
kaldırılması şartının getirildiğini
söyledi.
KIBSO olarak 2006 yılını Brüksel’de
ve AB merkezlerinde her platformda
Kıbrıs meselesini anlatma, izolasyonların
kaldırılması, serbest ticaret ortamının
sağlanması, ekonominin dışa açılması
için lobi çalışmaları yapma yılı ilan
ettiklerini anlatan Tunar, dışa açılma
hedeflerinin sadece AB ile sınırlı
kalmayacağını, başta Türkiye ve Ortadoğu
ülkeleriyle Rusya Federasyonu ve tüm
dünya ülkelerine mal ve hizmet ihracı
önündeki her türlü engelin kaldırılmasına
çalışacaklarını belirtti.
Bu bağlamda ilk olarak 23-26 Ocak
tarihlerinde Brüksel’de TOBB binasında
TOBB desteğiyle Kıbrıs El Sanatları
Sergisi açmaya karar verdiklerini
ifade eden Tunar, amaçlarının el sanatlarını
tanıtırken, Kıbrıs konusunu bir kez
daha gündeme getirerek tüzükler konusunda
çalışma yapmak olduğunu söyledi.
Tunar, son iki yılın ekonomik gelişmelerini
anlatarak, bu gelişmelerle inşaat,
turizm ve sanayi sektöründe gelişmeler
yaşandığını kaydetti.
Fert başına milli gelirin yükseldiğini
ancak ekonominin gelişmesinin önünde
engeller de bulunduğunu belirten Tunar,
bunlar hakkında bilgi aktardı. Hükümetin
ekonomiyle ilgili, AB mevzuatıyla
uyumlaştırma, kamu reformu gibi birçok
yasanın hazırlanıp yasalaşması sürecine
girdiğini, bunun ekonomi için olumlu
sinyaller olduğunu kaydetti.
Tunar, kamunun çok yavaş çalışması
ve bazı yasal düzenlemelerin bir bütün
olarak ele alınmamasıyla ilgili eleştirilerde
de bulunarak, vergi uygulamalarıyla
ilgili düşüncelerini anlattı. Tunar,
ülkede üretim teşvik edileceğine sanki
ithalat teşvik edilir gibi bir durum
yaratıldığını, sanayicinin birikmiş
KDV alacaklarının ödenmesinin geciktiğini
ifade etti.
Üreticilerin, peynirden çimentoya
kadar birçok üründe ithalatta haksız
uygulamalarla, dampingle karşı karşıya
kaldığını ifade eden Tunar, haksız
rekabete karşı tedbir alınamadığını
ifade etti.
Ülke sorunlarıyla ilgili açıklamalarda
da bulunan Tunar, sorunların aşılmaz
olmadığına da dikkati çekti. Tunar,
sorunların çözüme ulaşmasının sürdürülebilir
bir ekonomik büyümenin sağlanması
ve popülist politikaların terk edilmesinin
adada var olmanın temel şartı olduğunu
kaydetti.
Tunar konuşmasının sonunda odanın
bir yıllık faaliyetini özetledi.
KTTO Başkanı Nami ise, seçildikten
sonra ilk icraatlardan birinin Sanayi
Odası ile protokol imzalamak olduğunu
kaydederek, izolasyonların kaldırılması
ve daha birçok konuda müşterek çalışmak
için fikir birliğine vardıklarını
kaydetti.
Brüksel ziyaretleriyle ilgili açıklamalarda
da bulunan ve tüzüklerle ilgili bazı
konuların yanlış yansıtıldığını ifade
eden Nami, Mali Yardım ve Direkt Ticaret
tüzükleri ayrılmasına rağmen, 259
milyon Euro’yu kaybetmeyip, bu paranın
kullanılacağı alanlara ayrılan paraları
başka yatırımlarda kullanabilmek için
Oda olarak buna razı olduklarını,
ancak orada karmaşık bir komplo ile
karşı karşıya kaldıklarını anlattı.
“Ahlaksız teklif”
Nami, AB yetkililerinin kendilerine
söz konusu miktarın kullandırılabilmesi
için Türk tarafının Maraş’ın iadesi,
Gazimağusa Limanı’nın ortak kullanımı
ve kuzeydeki tüm Rum mallarına moratoryum
konulmasını şart koştuğunu, bunun
üzerine kendilerinin de başbakana
dahi danışma gereği görmeden reddettiklerini
söyledi.
Bunu kamuoyuna ilk kez açıkladığını
söyleyen Nami, “Hangi Türk 259 milyon
Euro için böyle bir şeyi kabul eder”
dedi. AB yetkililerine “Bu 40 yılı
aşkın süredir devam eden Kıbrıs meselesinin
aslıdır. Bize bu parayı vereceksiniz
diye bunu kabul edemeyiz. Bunu masaya
da koymayın ilişkiler için iyi olmaz”
dediklerini ve deklarasyonun geri
çekildiğini anlattı. Nami, “Yapacağımız
şey haklılığımızı ortaya koyarak ev
ödevlerimizi yapmak” dedi.
BDH Genel Sekreteri Çakıcı ise hükümete
yönelik sert eleştirilerde bulunduğu
konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin “Çözüm
ve AB” için meydanlara toplandığını
anımsatarak, “İzolasyonlar kalkacak”
nakaratının sürdüğünü, Direkt Ticaret
ve Mali Yardım tüzükleriyle ilgili
durumun ortada olduğunu belirtti.
UBP-DP hükümeti stratejisinin de bugünkü
hükümetin durumundan farklı olmadığını
iddia eden Çakıcı, izolasyonların
kalkmasına elbette taraf olduklarını
ancak bunun yanında 24 Nisan iradesini
de hayata geçirmek gerektiğini, AB
ile ilgili uyum yasalarının geçmediğini
ifade ederek, “Hani AB uyum yasaları
hani AB ile ilgili düzenlemeler” dedi.
Rumlarla ilişkilere de değinen Çakıcı,
cumhurbaşkanı ve başbakanın her gün
“Papadopulos öyle kötü, böyle kötü”
diye açıklamalar yaptıklarını, Birinci
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile aynı
şeylerin söylendiğini belirtti.
Bostancı Kapısı’na, yol için uzlaşmaya
varılmadan harekete geçen Türk tarafının
200 milyar TL’lik para attığını ancak
“eski yol kullanılacak” denilince
bu paranın havaya uçtuğunu ifade eden
Çakıcı, Rumların kapı açmayı çok istediğini
çünkü “Atilla Hattı” dedikleri sınırı
delmek istedikleri görüşünü kaydetti.
Lokmacı’daki çalışmalara işaret eden
Çakıcı, “Köprü orada durunca o hattı
açılmış kabul etmiyor. ‘Atilla Hattı
delindi’ diyemeyeceği için” dedi.
Çakıcı, BDH’nın mülkiyet yasa tasarısına
hayır demesinin gerekçelerini de açıklayarak,
kendi gerekçelerinin “statükocuların”
hayır gerekçelerinden farklı olduğunu
savundu.
Çakıcı, çözüm anında “al-ver”in koz
olacağını, Rumlara mal iade edilirken,
Güney Kıbrıs’ın da Türklere haklarını
geri vereceğini kaydetti ve Kıbrıs
Türkü’nün 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nden
kalan haklarına işaret etti. Çakıcı
konuşmasının sonunda sanayicilerin
korunmasını diledi.
Bakan Deniz ise konuşmasında, KIBSO
ile çalışmalar yaptıklarını, birçok
sorunun farkında olduklarını, hükümetin
taviz vermeden bir reform hükümeti
olarak görev yaptığını vurguladı.
Ekonomik gelişmelerin istikrarlı kararların
da etkisiyle meydana geldiğini, ülkedeki
yasaların global etki etmesi için
bir dizi yasa çalışması yaptıklarını
ifade eden Deniz, 32 yıldır bireysel
yasalar yapıldığını ve ekonominin
yapısının dışa bağımlı hale geldiğini
kaydetti. Bu dönemde ne ticaret, ne
turizm ne de ekonomi politikası bulunduğunu,
kendilerinin bunların hepsini bütünlük
içinde ele aldıklarını kaydeden Deniz,
Rekabet Yasası ile ilgili açıklamalarda
da bulunarak, düşünce olarak buna
kimsenin hazır olmadığını, halk, sanayici
ve işadamlarının, her kesimin bunu
hazmetmesi gerektiğini vurguladı.
Yasanın hazır olduğunu ve çok yakında
tartışmaya açılacağını anlatan Deniz,
böylece herkesin karşısında ne olduğunu
anlayacağını kaydetti.
Türkiye’den etkilenmenin söz konusu
bulunduğunu anlatan Deniz, “Rekabete
hazır hale gelmemiz lazım. Anti-damping
Yasası’nı haziran ayından önce hayata
geçireceğiz” dedi.
Sadece hükümetin alacağı önlemlerin
de yeterli olmayacağını kaydeden Deniz,
tüm örgütlerin önlem alması gerektiğini
kaydederek, kuruluşların yasal temelleri
tamamlanmadan Turizm Örgütü Yasası
yapıp da halkın önüne atılamayacağını,
yasal temellerin oluşturulması gerektiğini,
yasal temeli olmayan örgütün kurulamayacağını
kaydetti.
Kredilendirme ve faizlendirme konularındaki
sıkıntıları bildiğini, herkesin devlet
bankalarına yığıldığını, söz konusu
yasalar hayata geçince birçok sanayicinin
Kalkınma Bankası’na adım atamayacağını,
kalkınmada öncelikli bölgelerin öne
çıkacağını belirten Deniz, devletteki
yığılmayı dışarıya yöneltmek gerekeceğini
ifade etti.
Kurumların kendi kendilerine çeki
düzen vermeleri gerektiğini ifade
eden Deniz, sanayicinin çok zor şartlarda
bugünlere geldiğini, çünkü Rum tavrı
sonucunda ambargolar ve dünyayla karşı
karşıya kaldığını belirtti.
Deniz, “Rum değil kaymak, bize kırıntıyı
bile vermek istemiyor” diyerek, hükümetin
hedefinin ortak ekonominin gelişmesi
olduğunu ancak iki yıldır ellerinin
havada kaldığını, Kıbrıs’ta ortak
hükümet ve ortak ekonomiye ulaşılması
için çalışmalarından taviz vermeyeceklerini,
ancak her adımda kendilerini engellemeye
çalışan Rum ile rekabetten de vazgeçmeyeceklerini
vurguladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KIBSO
20. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı
açıklamada, AİHM’nin Mülkiyet Yasası’nı
iç hukuk olarak kabul etmesi durumunda
Kuzey Kıbrıs’taki malların değer kaybetmek
bir yana daha da değerleneceğini vurguladı.
Soyer, 30 dakikayı aşan konuşmasında
önemli açıklamalarda bulundu. Başbakan,
konuşmasında Mülkiyet Yasa Tasarısı’na
geniş yer ayırdı. Soyer, tasarının
Kıbrıs Türk Halkının topraksız kalma
ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçladığını
vurguladı.
Çözümsüzlük koşullarında Kıbrıs Türk
halkının Güney’de bıraktığı malları
Rum idaresinin haksız yere gasp ettiğini,
kamulaştırdığını ve değerini düşürmeye
çalıştığını kaydeden Başbakan Soyer,
bunun bir sorun olduğunu ancak hiçbir
zaman terk edecekleri bir sorun olmadığını
vurguladı.
Güneydeki “hakimiyetçi idarenin” sözde
kamulaştırdığı Türk malları üzerinden
tapu verdiğini ifade eden Soyer, kuzeydeki
sessizlik nedeniyle bunun, konunun
uluslararası mahkemelere taşınmasından
sonra ortaya çıkan bir realite olduğunu
belirtti. Bu olayın Güney’deki Kıbrıs
Türk mallarına vurulan bir darbe olduğunu
anlatan Başbakan Soyer, geçmiş idarelerin
buna sessiz kalmasının Türk tarafı
açısından sıkıntı yarattığını söyledi.
Onların sessiz kalmasının bu malların
ilelebet gaspı anlamına gelmediğini
söyleyen Soyer, Aresti Davası’nı örnek
göstererek Rum yönetiminin bu konudaki
stratejileri hakkında bilgi verdi.
Aresti, Louzidou ve Orams davalarının
Rumların sonuçlarını birbirine bağlayacağı
stratejik hedefler olduğunu anlatan
Soyer, bunlar arasında herkesin çok
iyi bildiği Hurma Restaurant Davası
olduğunu kaydetti.
Başbakan Soyer, Rumların görüşme masasına
AİHM kararlarını getirerek iki bölgeliliği
ortadan kaldırmayı hedeflediğini belirterek,
Kıbrıs Türkü’nün “Barış ve Çözüm”
için 55 bin kişinin göç etmesini göze
alarak Annan Planı’na evet dediğine
dikkat çekti. Soyer, amacın iki bölgelilik
temelinde siyasi eşitliğe dayalı bir
çözünme ulaşmak olduğunu, Kıbrıs Türkü’nün
hala bu hedefin arkasında olduğunu
kaydetti.
Rum Yönetimi Lideri Papadopulos’un
“hayır” gerekçesini “devlet aldım
toplum teslim etmem” diye açıkladığını
ve iki bölgeliliği reddettiğini anımsatan
Başbakan Soyer, Rum liderin politikasında
bugün de değişen hiçbir şey bulunmadığının
kaydetti.
Papadopulos’a eleştiriler yönelten
Soyer, Kıbrıs Türkü’ne Kopenhag ve
Lahey’i kaybettiren yanlış siyasetlerin
yüzünden tek yanlı AB üyeliğini elde
eden Rumların, Kıbrıs Türkü’nü siyasi
eşitlikten mahrum etmek ve iki bölgeliliği
ortadan kaldırmak için mahkemeler
yolunu tercih ettiğini vurguladı.
Soyer, yaptıkları uzun çalışmaların
ardından, Aresti Davası’na işaret
ederek, AİHM’ nin KKTC’deki mal tazmin
yasasında bazı düzenlemeler yapılırsa
iç hukuk yolunun denenebileceğini
karara bağladığını belirtti ve “Bunun
gereklerini yerine getirme çalışması
yaparsam bu pozisyonu sağlayabilirim”
diye düşündüklerini anlattı.
Soyer, cumhurbaşkanı ve hükümet olarak
Aresti Davası’nda AİHM’ nin aradığı
noktaları, iki bölgeli bir siyasal
çözümün özünü “hiçbir zaman zedelemeyecek”
şekilde düzenlemeye gittiklerini kaydetti.
Avrupa Konseyi delegeler komitesinin
Louzidou’ya evini iade kararını uygulatmak
için toplandığını ancak bazı üyelerin,
bakanlar kurulunun hazırladığı tasarının
görüşüldüğünü belirterek bunun için
iki ay süre istediğini vurgulayan
Başbakan Soyer, bunun müthiş bir yeni
durum olduğunu vurguladı.
Rumların esas noktasının iki bölgeliliği
ortadan kaldırmak olduğunu yineleyen
Soyer, bu çalışmayı yapmamaları durumunda
esas o zaman Kıbrıs Türkü’nün mülkiyetsiz
kalma ihtimali olacağını söyledi.
Referandum döneminde o zamanın Türkiye’deki
Ecevit-Bahçeli hükümetine şükran sunanların
bugün Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği
önünde protesto gösterisi yaptığını
kaydeden Soyer, bunu siyasi varlığını
Türkiye’ye borçlu olanların yaptığına
dikkati çekti.
Annan Planı tartışmalarında “malların
fiyatları” sıfırlanacak denildiğini
ancak ne olduğunun görüldüğünü vurgulayan
Başbakan Soyer, AİHM’nin çıkarttıkları
yasayı iç hukuk olarak kabul etmesi
halinde söz konusu mal değerlerinin
çok daha fazla artacağını vurguladı.
Başbakan Soyer, dün “evet” diyen siyasi
güçlerin bugün bu yasaya “hayır” demelerine
işaret ederek “biçime karşıtlığın
öze de karşıtlığı” getirdiğini yineledi.
Soyer, bu yasaya kararlılıkla devam
edeceklerini, AİHM’ye götüreceklerini
ve eğer eleştiri gelirse, iki bölgeliliği
sarsmayacak şekilde yine değiştireceklerini
söyledi.
Türkiye ile ortak siyasi çıkarları
olduğunu vurgulayan Soyer, Türkiye
ve Kıbrıs’ta bir kısım siyasi güçler,
Türkiye ile KKTC’nin uluslararası
kuruluşlarla sürekli kavga halinde
olması yönünde ümitlilerse, onların
ekmeklerine hiçbir zaman yağ sürmeyeceklerini
ifade etti. Soyer, Türkiye’nin gelişmesinin,
Kıbrıs Türk halkının siyasal ve toplumsal
varlığının çözüm ve AB sürecinde olduğunu
ve bundan gerilemeyeceklerini kaydetti.
İzolasyonların kalkmasının birleşmenin
esas dinamiği olduğunu vurgulayan
Soyer, izolasyonların kürselleşmeye
de aykırı olduğunu kaydetti.
Güney Kıbrıs’a bir konteyner 100 dolara
gelirken Kuzey Kıbrıs’a 300 dolara
geldiğine işaret eden Soyer, KIBSO
Başkanı Tunar’ın ulaşımda devlet desteği
istediğini ve bu talebinde haklı olduğunu
vurguladı.
Soyer, bu duruma yol açan Rum kesimini
ve Gazimağusa Limanı’na gelen bir
Yunan gemisine Yunanistan Mahkemesi’nce
5 milyon Euro ceza verilmesini sert
dille eleştirdi.
Başbakan, mevcut şartlarda navlun
fiyatlarını destekleyecek politikalar
geliştirmeye mecbur olduklarını söyledi
ve bugünkü durumun çağdaş değerlere
sığmadığını belirterek Papadopulos’a
konuyla ilgili sert eleştirilerde
bulundu.
Bostancı sınır kapısıyla ilgili önemli
açıklamalarda bulunan Başbakan Soyer,
konuyla ilgili aylar süren görüşmeler
yaptıklarını, söz konusu güzergahın
altyapısını hazırladıklarını ancak
eskin yolun kullanılması yönünde “mülkiyet
meselesi” ileri sürülerek ısrar edildiğini,
kendilerinin de kabul ettiklerini
belirtti.
İlk güzergahta ara bölgenin 400 metre,
değiştirdikleri güzergahta ise bin
800 metre olduğunu kaydeden Soyer,
BM’nin de kontrolü daha kolay olduğu
için ilk güzergahı tercih ettiğini
anlattı.
Askeri bölgenin Metehan’ın yanında
da bulunduğunu, bölgeyi tel ayırdığını
ancak kimsenin bunu konuşmadığını
ifade eden Soyer, Ledra Palace’ın
da benzeri durumu olduğunu, hiçbir
problem de çıkmadığını, Bostancı’da
kapının açılmasını bekleselerdi sürekli
Rum Yönetimi’nin “Ben açmak isterim
de Türkler istemez” diyeceğini, bu
nedenle kendilerinin kapıyı tek taraflı
açtıklarını kaydetti.
Soyer, bu kadar zamandan sonra şimdi
“yol döküleceği” gerekçesiyle kendileriyle
istişare etmeden Bostancı Kapısı’nın
tek taraflı kapatıldığını kaydetti.
Yolun iki aya yakın kapandığını, ancak
bir kilometre 800 metrelik yolun asfaltının
iki ayda döküleceğine dikkati çeken
Soyer, “Papadopulos hiçbir kapıyı
açmak istemiyor. Gerçek durum budur”
dedi.
Soyer, bir gerçeğe daha dikkat çekerek,
“Neden kapı şimdi kapatılıyor? Çünkü
narenciye mevsimidir. Yeşil Hat Tüzüğü’nde
narenciye ihracatının Bostancı Kapısı’ndan
olmasına karar verilmişti. Bunu eleştirmeyecek
misiniz, Papadopulos’un bununla ilgili
tutumunu eleştirmeyecek misiniz...
Onun yüzünü Kıbrıs Rum’una anlatmayacak
mısınız” dedi. Soyer Papadopulos’un
bu yaptıklarını eleştirmenin çözüme
en büyük katkı olduğunu söyledi.
Soyer, KIBSO’nun Güney’deki fuara
katılımını da anlatarak, kendilerinden
izin istendiğinde “Ne izni, burası
demokratik bir ülkedir soruya gerek
yok” dediğini ancak KIBSO’nun düzenlediği
fuara, uygulanan diktatörce baskı
nedeniyle Güney’den hiçbir firmanın
gelmediğine işaret etti.
Soyer, Cypri Cola firmasının yaşadığı
bir olayı da anlatarak, Rumların ürünü
beğendiğini, firmanın, kendilerine
bile sorarak, etiketlerin Rumca olması
da dahil birçok talebi ve değişikliği
gerçekleştirdiğini, ancak Rumların
son olarak “Cypri Cola” olmaz firma
ismini de değiştirin talebiyle gelince
satıştan vazgeçildiğini kaydetti.
Soyer, ISO’dan belge almış bir müessesenin
ismini nasıl değiştirebileceğini sordu
ve “İsmini değiştirirse özünü, varlığını,
kendini kendi yapan temeli kaybeder.
İşte biz siyasi eşitlik temelinde
ortaklığa ve AB’ye bağlıyız” dedi.
Soyer, Kopenhag ve Lahey’e işaret
ederek Aziz Nesin’in “Biz başımıza
gelenlerden korkmadığımız için korktuklarımız
hep başımıza geldi” sözüyle konuşmasını
tamamladı.
[ geri ]
|