| KKTC
İşadamları Derneği, Kıbrıs Türk halkını
çözüme taşıyacak yeni yol hatitasının
tespiti ve takibine yönelik çalışma
başlattı. Dernek üyeleri bu kapsamda
29 Kasım’da Sanayi Odası’nı ziyaret
etti.
Gelinen aşamada, Annan Planı veya
benzer çerçevede bir anlaşmaya varmak
için adada çözüm adına hiçbir ciddi
girişim yapılmamakta olduğu ve sürecin
Kıbrıslı Türkler için gün geçtikçe
daha da olumsuz yönde gelişmekte olduğu
görüşündeki İŞAD, bu durum karşısında
ilk etapta, yeni politikaların tespiti
için başlattığı ve bazı hukuk ve siyasi
çevrelerin görüşlerini de alarak şekillendirdiği
görüşlerini tartışmaya açtı.
İŞAD Başkanı Özalp Nailer, sivil toplum
örgütlerinin de katkılarıyla geliştirerek
oluşacak ortak görüşler çerçevesinde,
Kıbrıs Türk halkını çözüme taşıyacak
yeni yol haritasının tespiti ve takibini
hedeflediklerini söyledi.
Sanayi Odası Yönetim Kurulu üyelerinin
de hazır bulunduğu ziyarette, "Kıbrıs'ta
siyasi çözümü kolaylaştırmak ve yakınlaştırmak
için atılması gereken adımlar ve hareket
tarzları" ana başlığı altında
hazırlanan yazılı metni, oda yönetimine
verildi.
"Durum tespiti, çözümsüzlüğün
tehditleri, durağan ve zararlı süreçten
çıkış yolları, yeni açılımlarda bulunması
gereken özellikler ve yeni politikalar"
olmak üzere 5 başlıkta toplanan dernek
görüşleri, kamuoyu yanında Avrupa
Birliği ve uluslararası topluluğun
da bilgi ve dikkatine sunuldu.
İŞAD bu çerçevede, Kıbrıs Türk Sivil
Toplum Örgütlerine, Kıbrıs sorununa
taraf olan Birleşmiş Milletler'e,
Avrupa Birliği'ne, uluslararası topluluğa
ve özellike BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'a, Kıbrıs sorununa ivedi çözüm
bulma yönünde harekete geçme ve çözüme
katkı yapma çağrısında bulundu.
"Durum tespiti" başlığı
altında, Türkiye'nin AB üyelik süreci
ve bu süreçte karşılaşılacak zorluklara
dikkat çekilen yazıda, Kıbrıs sorununun
bugün artık; Türkiye'nin öncelikli
hedefi olan AB'ye tam üyeliğinin önünde
dünden daha büyük bir engel olduğu
ve Türkiye'nin çözüme olan ihtiyacının
bugün dünden daha fazla olduğu görüşüne
yer verilirken "Kıbrıslı Türkler
barışa olan ihtiyacın farkında iken,
Kıbrıslı Rumlar, geçen sürecin kendi
leyhlerine çalıştığını düşünerek aynı
ihtiyacı duymamaktadır ve geçen süreç
çözümü daha da zorlaştırmaktadır"
denildi.
Kaybedilen her günün, Kıbrıslı Türklerin
çözümü onaylayan tavrı ile kazandığı
sempatiyi aşındırdığı, yasal zeminde
yürüyen sistemin unutulma sürecini
hızlandırıp Kıbrıs Rum tarafının pozisyonunu
güçlendirdiği ve çözümsüzlüğün devamı
halinde adanın bölünmüşlüğünün kalıcı
hale gelebileceği, "çözümsüzlüğün
tehditleri" olarak gösterilen
yazıda, Türkiye açısından, AB ile
müzakere süreci ve tam üyeliğin yadsınamaz
önceliği olacağı, buna karşın Kıbrıs
Türk Halkı'nın öncelikli çıkarının
ise "'Birleşik Kıbrıs'ın eşit
siyasi ortağı olarak AB vatandaşlık
haklarını da içeren bir siyasal çözüm'ün
bir an önce gerçekleşmesi olduğu kaydedildi.
Yazıda, çıkarların örtüşmemesinin,
yakın gelecekte, Türkiye ve Kıbrıslı
Türkler arasındaki ilişkiyi gerginleştirecek
tehlikeler taşımakta olduğu savunuldu.
"Biz üstümüze düşeni yaptık,
artık somut adım atma sırası Kıbrıslı
Rumların ve dış dünyanındır"
söyleminin Kıbrıslı Türklerin zararına
çalışmaya başladığı ve bununla zaman
kaybedilmeden izolasyonların kaldırılması
mücadelesi yanında, atılması gereken
diğer adımların da atılması gerektiği
görüşünün savulunduğu yazılda, "çıkış
yolu; sadece kendi kazanımlarımızın
korunmasını değil, karşı tarafın endişelerini
de dikkate alarak azaltacak, hem AB
hem de uluslararası platformda kabul
görebilecek ve destek alacak yeni
açılımların yapılabilmesi, yeni adımların
atılabilmesinde aranmalıdır"
ifadesi kullanıldı.
Derneğin kaleme aldığı 4 sayfalık
yazılı metinde, yeni açılımlarda bulunması
gereken özellikler ise şöyle sıralandı:
"Kıbrıslı Rumların da endişelerini
dikkate alarak azaltacak öğeleri taşımalı;
AB, BM ve uluslararası toplum tarafından
desteklenecek özellikleri içermeli;
Uluslararası hukuka ve teamüllere
uygun ve bu kurallar çerçevesinde
uygulanabilir olmalı; Kıbrıslı Rumları
çözüme motive edecek özellikleri olmalı;
Kıbrıs Türk Halkı'nın referandumdaki
iradesine uygun olmalı; Türkiye'nin
AB sürecini kolaylaştırıcı özellikleri
olmalı; Uluslararası hukukun kabul
ettiği yöntem ve araçlar kullanılarak,
Annan Planı temelinde veya benzeri
bir çözümü hedeflemeli."
Derneğin öngördüğü yeni politikalar
ise, AB ve dünya ile ekonomik ve ticari
ilişkilerin yeniden düzenlenmes; Mali
Yardım Tüzüğü'nün süratle geçmesi;
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'ndaki
hakların kayıt altına alınması, tescili
ve korunması;Kıbrıslı Rumların çözüme
motive edilmesi, Kıbrıslı Rumların
endişeleri; etkin ve fiili kontrol
ile sivilleşme ve demokratikleşme
alt başlıkları altında özetlendi.
"Kuzey Kıbrıs'ı, Türkiye – AB
– Güney Kıbrıs arasında gelişmekte
olan ekonomik entegrasyonun doğal
parçası haline getirecek politikalar
uygulamaya sokulmalıdır" denilen
yazıda, Bunun gerçekleşmesi için Kıbrıs
Türk liman ve gümrüklerinin, AB muktesebatı
ile uyumlu hale gelmesinin önemine
değinildi. AB Gümrük alanına giren
ürünlerin Avrupa Birliği düzenlemeleri
ile uyumlu olduğunun garanti edilmesi
için kuzeydeki limanların bir formül
bulunarak, nihai çözüme kadar Avrupa
Komisyonu ile ortak veya onun gözetiminde
veya denetiminde yönetilmesi için
çalışılması gerektiği görüşüne de
yer verildi.
Mali Yardım Tüzüğü'nün Direkt Ticaret
Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanması
görüşünü savunan heyet, Mali Yardım
Tüzüğü'nün kabulü sonucu 259 Milyon
Euro'luk kaynağın Kuzey Kıbrıs'ın
AB ye uyumlaşması, AB ile entegrasyon
sürecinin süratlenmesi, alt yapı ihtiyaçlarının
giderilmesi ve özelde KOBİ' lerin
ve genelde ekonominin rekabet gücünü
artırıcı alanlarda kullanılmasını
önerdi.
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası'ndan kaynaklanan haklarının
talep edilmesi için gerekli çalışmaların
yapılmasını isteyen İŞAD yazısında,
bu hakların yaratıcı açılımlarla talep
edilemesi ve uluslararası hukuka uygun
şekilde kullanma yöntemlerinin zorlanmasının
önemli olduğu görüşünü savundu.
Bu hakların elde edilmesinin, Kıbrıs
Rum liderliğinin, Türkiye'nin AB müzakere
sürecinde veto hakkını kullanarak,
Kıbrıslı Türkleri dengesiz bir çözüme
zorlama stratejisini boşa çıkarabileceğini
ileri sürülerek, 1960 antlaşmasına
dayalı haklarımızı kullanma talebinin,
1960 şartlarına dönmek değil, Kıbrıslı
Rum politikacılarının BM şemsiyesinde
siyasi eşitliğe dayalı federal çözümün
en iyi alternatif olduğunu anlamalarını
sağlamak amacı ile olması gerektiğinin
altıçizildi.
Bu çerçevede Annan Planı'na atfen,
"Öncelikli olarak, Türkiye'nin
Kıbrıs'ta acilen çözüme ihtiyaç duyan
kesimleri ile birlikte hazırlanacak
bir eylem planı çerçevesinde; BM Genel
Sekreteri, BM Güvenlik Konseyi, Uluslararası
Hukuk Kurumları (Lahey Adalet Divanı,
ABAD, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi)
ve AB Kurumları gibi tüm kurum ve
kuruluşlara, kendi özelliklerinin
gerektirdiği kurallar içinde başvurarak,
kurucu ortağı olduğumuz 1960 Cumhuriyeti'ndeki
Anayasal haklarımıza sahip çıkılması
ve bu platformlarda hukuki her yolun
zorlanması. Bu girişimler için uluslararası
toplumdan destek alınması için her
türlü yolun kulanılması ve bu yönde
lobi çalışmalarının yapılması"
önerisini dile getirdi.
Zaman geçtikçe zorlaşan toprak ve
yerleşim sorununu kabul edilebilir
bir zemine oturtmak için Annan Planı'nın
tek taraflı olarak uygulanabilir bölümlerinin
hayata geçirilmesi yönünde adımların
atılmaya başlanması gerektiği"
savunulan yazıda, bu çerçevede, Kıbrıs
Türk Dvleti Anayasası'nın yürürlüğe
girmesi ve Kıbrıs Türk Devleti'ne
geçiş için hukuki hazırlıkların yapılması,ve
BM planında ilk etapta iade edileceği
belirtilmiş olan Yeşil Hat ve çevresindeki
yerleşim yerler ile Maraş kentinin
eski sakinlerinin yaşamına açılması
önerisinde de bulunuldu. Yazıda, Kıbrıs
Rum tarafının endişelerinin anlaşılması
ve azaltılması amacıyla yeniden düzenlenebilecek
olan hususların tespitinin yapılması
gerektiği de ifade edildi.
Kuzey Kıbrıs'taki yönetim mekanizmasının
etkin ve fiili olarak Kıbrıslı Türk
otoritelere devredilmesinin sağlanması
ve sivilleşme ile demokratikleşme
yönünde adımlar atılması gerektiği
kaydedilen yazıda "Vazgeçilmesi
mümkün olmayan toplumsal haklarımızdan
vermeden, Kıbrıslı Rumların endişelerinin
anlaşılması ve azaltılması ve genel
bir tatmin sağlanması, yapılacak referandumlarda
bu kez iki "evet" cevabı
için hayati önemdedir" denildi.
[ geri ]
|